Başyazı

Ülkemizde ve dünyada ivme kazanan aşılama seferberliği sayesinde koronavirüs salgınının seyrine dair belirsizlikler giderek azalıyor, ancak devam ediyor. Alınan tedbirlere uymaya devam edersek, hayatımız kolaylaşacak, ekonomimiz de daha hızlı toparlanacak görünüyor.

Bu ortamda sosyal izolasyon önlemleri kademeli biçimde hafifletiliyor. Genişleyici maliye ve para politikalarının desteği ile küresel iktisadi faaliyetteki toparlanma eğilimi sürüyor. Salgın döneminde önemli ölçüde artan küresel borçluluk küresel finansal istikrar açısından öne çıkan bir kırılganlık unsuru. Diğer önemli kırılganlıklar yükselme eğilimindeki faiz oranları ile enflasyon tarafında…

Türkiye ekonomisinde iyileşme iç ve özellikle dış talep ile devam ediyor. Sanayi üretimindeki güçlü seyre karşın, salgının tamamen kontrol altına alınamamış olması başta turizm olmak üzere hizmet sektöründeki toparlanmayı sınırlamakta. Uluslararası emtia fiyatlarındaki artışların yanı sıra talep ve maliyet unsurları da işimizin önümüzdeki dönemde de çok kolay olmayacağına işaret ediyor.

Yılın ikinci yarısında, yeni salgın dalgaları ile sınanmazsak normalleşme adımlarına yenilerinin eklenmesini bekleyebiliriz. Salgının tamamen kontrol edilmesi, okulların açılması ve ekonomik aktivitenin yeniden tam kapasiteye ulaşması hepimizin işlerini elbette olumlu etkileyecek. Yapı sektörü başta olmak üzere ilişkili olduğumuz iş kollarından gözlemlediğimiz ivmelenen hareketlilik kuşkusuz hepimizin geleceğe dair umutlarını arttırıyor.

Büyük güçlükle geçen son iki yılda işlerimizin ve istihdamın devamlılığı için olağanüstü bir gayret içinde çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz. Devletimiz bu dönemde, sağladığı kısa çalışma ödeneği gibi uygulamaları ile işletmelere destek oldu. Bundan dolayı müteşekkiriz. Kırılganlıkların devam ettiği bir ortamda özellikle istihdam tarafında sağlanabilecek her türlü kolaylığın normale dönüşü hızlandıracağına içtenlikle inanıyorum.

Sektörümüzü de derinden etkileyeceğini öngördüğümüz Yeşil Dönüşüm’ün her alanında hemen hemen her ay önemli düzenlemeler tartışmaya açılıyor, değerlendiriliyor ve uygulamaya alınıyor. En büyük ticaret ortağımız Avrupa Birliği, bu dönüşümü bir fırsat, daha iyi bir değer zincirini mümkün kılacak bir kaldıraç olarak görüyor. “AB Yeşil Mutabakatı”, aslında çok uluslu yepyeni bir “toplumsal sözleşme”… İş yapış biçimini, ticareti, rekabeti, ilişkileri, insanın gezegenimizle, doğa ile ilişkisini yeniden tasarlamayı hedefliyor.

Yeşil Mutabakat gelecek 30 yılın projesi… Bunu, 1980’li yıllarda AB’nin oluşturduğu “Tek Pazar” ile kıyaslayabiliriz. Projenin iklimle ilgili mesajları ve hedefleri en çok bilinen kısımları: 2050 ya da mümkünse daha öncesinde iklim nötr bir kıta yaratmak amaçlanıyor. Bunun için bütün ekonomiler, endüstriler ve tüketici alışkanlıkları yeni baştan şekillenecek. Sürdürülebilir Büyüme… Döngüsel Ekonomi… Ve Adil Rekabet bu dönüşümün üç ana sacayağı… En büyük ticaret ortağımız AB ile işbirliğimizi devam ettirmek istediğimiz için bu dönüşümü yakından izlemek ve ona uyum sağlamak durumundayız.

Avrupa Birliği, Yeşil Mutabakat için mevzuatında önemli değişiklikler yapıyor. Yeni kurumlar, değerlendirme sistemleri, teşvikler ve vergiler hayata geçiyor. Temmuz ayının 14’ünde Avrupa Komisyonu’nun tartışmaya açtığı “Fit for -55%” uluslararası ticarete dair önemli değişiklikler öngörüyor. Değişikliklerin merkezindeki karbon salımının fiyatlandırılması, iklim değişikliği ile mücadele için etkin ve verimli bir yöntem. Bu fiyatlamanın sadece Avrupa Birliği sınırları içinde yapılması elbette yeterli değil. Her yerde yapılmaz ise sistem etkin olarak çalışamaz. Aksi halde, karbon salımı yüksek endüstriler işlerini karbon fiyatlaması olmayan yerlere taşırlar, ürünlerini de Avrupa’ya satmaya devam ederler. AB’nin bu yeni uygulaması bu duruma engel olmayı amaçlıyor.

Her değişim ve dönüşüm riskler kadar fırsatları da beraberinde getiriyor. Yeşil dönüşüm sayesinde 2030 yılına kadar, yani önümüzdeki 9 yıl içinde sadece Avrupa’da 35 milyon evin yenilenmesi bekleniyor. Binalar, AB’nin toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ından ve karbondioksit emisyonlarının yüzde 36’sından sorumlu. AB’nin bina stokunun yüzde 85’ini temsil eden 220 milyondan fazla yapı, 2001’den önce inşa edilmiş. Bugün var olan binaların yüzde 85’i, 2050’de hala kullanılıyor olacak. Söz konusu dönüşümün sadece Avrupa’da yapı sektöründe 160 bin ek istihdam yaratılacağı öngörülüyor. Yapı sektörü ise ardında yüzlerce sektörü sürükleyen bir iş alanı… Her sektöre canlılık getirebilecek bu gelişmenin, kendimizi hazırlayabilirsek, sektörümüze de yansımaları olumlu olacak.

Uluslararası rekabetin yoğunlaştığı küresel ekonomik düzen, işletmelerimizin dünya ekonomisi ile daha da uyumlu olmasını gerekli hale getirirken, bu yolda kamu, sivil toplum, üniversiteler ve düşünce kuruluşları gibi paydaşların eşgüdüm ve işbirliği büyük önem taşıyor. Yeni düzende başarı, etkili bir takım çalışması gerektiriyor. Bu vesileyle, istikrar, büyüme ve istihdam odaklı her türlü çabaya ortak olan paydaşlarımıza, sanayicilerimize, üreticilerimize ve çalışanlarımıza tekrar içtenlikle teşekkürlerimi sunuyor, sağlıklı ve bereketli günler diliyorum.

Atalay GÜMRAH

Yönetim Kurulu Başkanı